23 Şubat 2012 Perşembe




Tabletler ve Tebeşir Tozu Yutmak…
22 Şubat 2012
Bulut “Tebeşir “sözcüğünü okuyunca “bu ne demek?” diye sordu. Haklı tebeşir kelimesine yabancı olmakta..Danimarka’da annesiyle birlikte yaşıyor ve senede 2 kez Türkiye’ye geliyor. Bulut 15 yaşında ve iyi eğitim alan bir çocuk…İngilizcesini söyledim: Chalk. Ve ekledim:
-Ama sen bilemeyebilirsin, Danimarka’daki okullarda herhalde uzun süreden beri tebeşir kullanılmıyordur. Biz de bile artık eğitim akıllı tahtalarla ve bilgisayarla yapılmaya başlandı.
-Yoo hayır, kullanıyoruz. Buradaki gibi kalemli beyaz tahta da yok bizim sınıflarda. Daha pahalı olduğu için istemiyor okul yönetimi..
Şaşırdım. OECD’nin her yıl yayınladığı eğitim raporlarında daima ilk sıralarda olan Danimarka’da okullarda bilgisayarlı eğitim nasıl olmazdı?
FATİH Projesini 2 hafta önce Ankara’da bir lisede tablet bilgisayarların bir kısmını öğrencilere dağıtarak başlatan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan  12 bin 800 tablet bilgisayarı öğrencilere teslim ediyoruz. Allah’ın izniyle kara tahta kavramını tarihi tozlu raflara kaldırıyoruz. Tebeşir ve tebeşir tozu nostaljiden öteye geçemeyecek. Öğrenci, elinde tablet bilgisayarı, karşısında elektronik tahtasıyla en son teknolojiyle eğitim alacak” demişti oysa.
FATİH Projesi kamuoyunda tartışılan bir konu. Ve işin iki yönü var. Biri zaten kısıtlı olan bir bütçeyi sadece teknolojiye yatırmak ve asıl önemli olan eğitimin içeriği, öğretmenlerin eğitimi gibi boyutları göz ardı etmek..Diğeri tablet bilgisayarların teknolojik özelllikleri ve fiyatı gibi konular…
Öğrencinin eline tablet bilgisayarı vererek, öğrencinin ve ailelerin gözlerini boyayarak  “eğitimde çağ atlanamıyor” re yazık ki. OECD’nin 9 şubatta yayınladığı eğitim raporuna göre nüfusunun toplam eğitim düzeyini  yukarıya çekemeyenler arasında sonuncuyuz. “Eğitimde eşitlik ve kalite: Dezavantajlı okulları ve öğrencileri desteklemek” başlığıyla yayınlanan rapor ülkelerde nüfusun 25-34 yaş grubu içinde orta öğrenimini tamamlamayanların oranını sıralıyor. Kore’de eğitiminin yarıda bırakanların oranı yüzde 2 iken sonuncu olan Türkiye’de bu oran yüzde 58. Yani anlayacağınız ülkemizde 25-34 arasındaki nüfusun yarıdan fazlası ya ilkokulu bitirdikten sonra orta öğretime başlamamış, ya da ortaöğrenimini diploma almadan yarıda bırakmış durumda. OECD ortalaması yüzde 19.
Peki akıllı tahtalar ve tabletler konuşuluyor da neden eğitimini yarıda bırakanlar konuşulmuyor, neden öğrencilerin matematik, fen ve okuduğunu anlama  becerilerini ölçen PİSA araştırmasında daima son sıralarda olduğumuz Türkiye’nin kamuoyunda kendisine yer bulmuyor,  neden ülkeyi yönetenlere bu sorular yöneltilmiyor. Tablet bilgisayar dağıtılmakla öğrencinin okulu tamamlayacağı ve diğer ülkelerdeki yaşıtlarının eğitim düzeyine çıkacağı mı varsayılıyor? Bu hukukun yok edildiği bir ülkede ‘Avrupa’nın en büyük adalet saraylarını inşa ediyoruz’ diye böbürlenmekle aynı değil mi?
Uzmanlar öğrencinin başarısındaki yerinin yüzde 1’i geçmediğine dikkat çekiyor. Keza CHP PM üyesi 23. Dönem  milletvekili Prof. Dr. Osman Coşkunoğlu da Cumhuriyet’te yayımlanan yazısında 4 Şubat 2012 tarihli Los Angeles Times gazetesi, konunun saygın uzmanlarına ve bilim insanlarına sordukları “bu gösterişli teknolojilerin eğitime gerçek katkısı nedir?” sorusunun yanıtlarını içeren bir makale yayımladı. Yanıtlar aşağı yukarı aynıydı: Okullarda bu yeni teknolojilerin kullanılmasından yararlananlar sadece satıcı firmalar ve yaldızlı ama sığ laflar eden politikacılardır! Nitekim, derslerini internetten herkese açmış olan, dünyanın önde gelen bazı üniversitelerinde en kompleks konuların bile kara tahtada işlendiğini görüyoruz” demişti.
Neden bu eleştiriler de tartışılmıyor televizyon ekranlarında?
Gelelim kısa adı Fatih Projesi olan “Fırsatları Araştırma, Teknolojiyi İyileştirme Hareketi” kapsamında dağıtılan tablet bilgisayarların içeriğine… Zira bu konuda da eleştiriler hayli fazla.. Anladığım kadarı ile tabletlerle öğrenci evinden doğrudan internete  bağlanamıyor; kapsam Milli Eğitim Bakanlığı’nın yüklediği müfredat ile sınırlı. Yani öğrenci evde araştırma yaparken ya da başka amaçlarla bunu kullanamayacak…Türkiye’de bilgisayarların daha çok chat’leşme, sosyal ağlar ya da oyun programları odaklı kullanıldığı düşünülürse bu kısıtlamanın makul olduğunu varsayalım..Peki o zaman neden örneğin Hindistan’da olduğu gibi maliyeti 100 dolar civarında olan ucuz tabletlerle bu iş yürütülmüyor da pahalı ve teknolojinin son özelliklerini içeren tablet bilgisayarlar dağıtılıyor? Neden projenin başında yerli üretim lafı edilirken birden bundan vazgeçildi ve ithal bilgisayarlarla proje başlatıldı? Ve bir diğer konu da 3G teknolojisi… Dağıtılan ve dağıtılacak tabletlerde 3G özelliği olmalı mı olmamalı mı? Mevcut duruma göre yok. Açılan ihalede  3G şartı aranmadığı için mobil operatörler katılmadı. Vodafone İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Hasan Süel, dağıtılacak tabletlerde 3G özelliğinin olması gerektiğini zira tabletlerin verimli kullanılması için bunun şart olduğunu söylüyor..Süel’in sözleri tartışmaya yeni bir boyut daha eklemiş durumda.
Dediğim gibi tablet konusu çok boyutlu. Ancak ne yazık ki her alanda olduğu gibi eğitimde de aynı şeyi yapıyor iktidar;  konunun uzmanları ile derinlemesine tartışmadan oldu bittiye getiriyor ve sadece  ‘satın aldığı’ teknolojilerle övünerek göz boyamayı sürdürüyor. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder