16 Mart 2012 Cuma


Gerçekten de insan versus doğa mı?
Uygarlık gereksiz gerekliliklerin sınırsızca çoğaltılmasıdır?
Mark Twain
İnsanlık tarihinin uygar dönemi olarak tanımlarız yaşadığımız çağı. Bilim ve teknolojideki devrimlerle, eğitim ve kültür yolunda atılan adımlarla, giyim kuşam, seyahat, yeme içme haberleşmede gelinen noktada insanoğlu yaşamının hem niteliğini hem de niceliğini yükseltmiş durumda. Ancak tüm bunların insanlığın tümüne barış ve refah olarak yansımadığını da hepimiz biliyoruz. Mars'ta kendine yeni yerleşim alanları açmaya çalışan uygarlığımız ne yazık ki Somali'deki açlığı sona erdiremiyor. Savaşlar ve savaş tehditleri altında geçiyor yaşam dünyanın bir yarısında. Bir yanda inanılmaz boyutta tüketim bir yanda ekonomik krizler, işsizlik, göçler....Kentleşme, kentleşme..Ve uygarlığın bu kadar devasa yükünü kaldıramayan bir doğa. ...Çağdaş uygarlığın kendisine empoze ettiği "Çalış, kazan, harca, tüket, paran yoksa borçlan ama tüket mutlaka tüket..." mottosu ile zamanının çoğunu kısaca 'AVM' denen "tüketim mabetleri''nde geçiren insan ordusu. Aşırı üretim ve tüketim nedeniyle doğal kaynaklar tükenme, yaşam döngüsü de kırılma noktasına geldi.
Öyleyse şu soruyu soralım kendimize: Uygarlıktan elde ettiğimiz sonuçlar bu kadar yüksek maliyete değiyor mu?
Siz düşüne durun biz de aynı sorunun yanıtını 3 farklı yazıda aramaya çalıştık. "Kullan at" Kültürü.. başlığı ile verdiğimiz ilk yazıda Burcu Boylu doğal kaynakların hızla tükenmesinin arkasındaki etkenin 'Planlı Eskime' olarak adlandırılan olguda olduğunu söylüyor. Tüketim toplumunun nasıl planlı olarak yaratıldığını, kulllanım süreleri bilinçli olarak azaltılmış ürünleri tüketerek sistemin yürütüldüğünü vurguluyor. Cep telefonları ve bilgisayarların kısa sürede iflas eden ve değiştirilemeyen pilleri ya da belli bir zaman dilimi sonunda yaşanmaya başlanan uyumsuzluklar…Hemen kaçan kadın çorapları, ömrü çabuk sona eren ampuller…ve daha niceleri hepsi de programlanmış üretimin bir parçası..Zuhal Aytolun ise artık yaşamlarımızın vazgeçilmez birer parçası haline gelmiş olan ancak 10 bin yıla kadar uzanan ömürleriyle aynı zamanda büyük tehdik haline gelen naylon poşetleri sorguluyor. Ve soruyor: Gerçekten de yapacak bir şey yok mu?
Nihan Gürdenli daha olumlu bir çerçeve çiziyor. Oxfam'ın raporunda yer alan doğayı feda etmeden yoksullukla mücadelere edilebileceğini gözler önüne seren bir şemayı irdeliyor. Tüm bunlar yeni bir soruyu daha gündeme getiriyor: İnsan ve doğa arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması; hatta anayasal bir çerçevenin çizilmesinin gerekliliğini...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder